(conikeş çalıyor, internet yazı jargonumu değiştiriyor - gerçek hayatta hala pek bi bok sayılmıyor, çok film izleyince evde hani o filmlerde nesnelerin çıkardığı seslerden çıkarmaya çalışıyor - yok lan osurmuyor ya hemen öf lafı nereye.. neyse mutfak sesleri mesela muhakkak bilinir yani.. işte ben onu demek istiyor, ee günün belli öğünlerini ben afiyetle yiyor, bazen mecburen 'baaazı şeylerin' üzerine bi bardak soğuk su içiyor, bazı insanlar sayesinde türkçeyi daha çok seviyor).um.

um kapsar.

her insan gibi benim de kafam karışıyor, um kapsamaz. 



bu blog platonik aşk gördü. bu blog kimi postlarını sonradan kaybetti. bu blog mezuniyet kaygısını tattı. bu blog iş bulma sevincini, çalıştığın yerden memnun olmama hayalkırıklığını tattı, bu blog siyasetten bahsedemedi. bu bülük ay pardon bu blog öğretmen anılarına, yavrum gülünecek bi' şey varsa söyleyin biz de gülelimlere şahit oldu. bu blog zonguldak'tan eskişehir'e gelirkenki sistemin çarklarının tersine tersine dönüşlerini sahibi birebir yaşarken uzaktan seyretti. bu blog bayram tatillerine, sınav streslerine, ödev yüklerine dahil oldu. bu bilog bana iki adet mis gibi arkadaş kazandırdı. bu blog kimi arkadaş zararlarını görmezden geldi. bu blog bayağı bi dedikodu duydu. bu blog benimlen bugünlere sessizce ve önemsizce usul usul geldi.

o yüzden bu bülük bana güllük güneşlik, günlük destanlık.
şimdi anladın mı yeğen?
merhaba blog,

twitter-da tek cümle, yani ne bileyim en fazla iki cümle, zorlarsan belki üç-dört cümle yazmanın tadına varınca seni tam bir hain gibi, tam bir pislik, tam bir puşt gibi sattım. ama senin gibisi yok, twitter-da aptal bi jargon oluşuyor. bak şöyle oluyor.

"nınınının nını nınını nınınının."

özlü söz kisvesi altında kendimden bahsetmeye çalışıyorum. yani anlayacağın senin yerini kimse tutamıyor, twitter-la ilişkimiz çok yüzeysel.

neyse senin yokluğunda bisürü bisürü şeyler oldu: haftasonu sabahları evime en yakın pastaneden haşhaşlı poğaça alıyorum. kütüphaneye çalışmaya gelip blog yazıyorum. düşününce mutsuz oluyorum. içip uyuyunca güzel oluyorum. iyi bir öğretmen değilim. iyi bir öğrenciydim de canım sıkılınca bıraktım. nasıl tez yazacağımı bilmiyorum amk. canım arkadaşım yağmur'u özlüyorum. kendimi bazen yalnız hissediyorum. artık ev arkadaşım yok. birartıbir evim var. tramvaya biniyorum. kosovalı bir arkadaşım var, bu dönemin sonunda gidecek. ofis arkadaşım biraz kız gibi kok diye bana parfüm aldı. tramvaydan iniyorum. hala lizbon'a gitmedim. başka şehirlerle çeşitli bağlantılarım var. eskişehir'e şans eseri geldim. annem gibisi yok.

ya işte böyle blog. bi de nouvelle vague ile vampire weekend dinlemekten bıkmam gibi geliyor bana ama bilemem tabi.

görüşürüzüzüzüz.
hadi de. gel ve hadi de. çok bunaldın de. bu akşam lizbon'a kaçıyoruz de. hırka giy, biraz hava serince de. yeminlen gelmezsem ben de dilök değilim. beni dibine kadar anla. ses tonumdan anla. yüz ifademden anla. neyin var de bana. neyim var ki? diyeyim. öyle deme de. tamam da öyle ama dersem eee ağzını dökerim haa de. yok yok öyle deme tabi. bu evrenin mına çok beraber hep birlikte koyucaz de. ayıp lan ne diyosun be diyeyim. ya işte yalnızlık allaha mahsustur demek istiyorum de. haa derim bak o zaman anlarım. işin içine küfür karışınca ben şiddetten korkuyorum, yoksa anlarım tabii. neyse işte sen böyle derken derken ben bi bakmışım mücadele yorgunluğuyla uyumuşum ya ah canım de o zaman bana. ah canım demekle kalma. bana ah canım yap. ah canım yapmak, bi insanı hırka giydirip lizbon'a götürmeye bedeldir çünkü. bunu bilmiyor muydun? bil bak. bil, bak ve bana bi' şeyler de.