blog yazmaktan, twitter-dan, msn-den, ret maillerinden, bi yerlere başvurupdurmaktan, bilgisayar ekranına bakıp gülmekten, sabah 09.12-de kalkmaktan, alarmımdan, telefon melodimden, kışı nasıl geçireceğimi düşünmekten, kötü tüm olasılıkları düşünmekten, gereksizce düşünmekten, hiçbi bilginin tam oturamadığı beynimden, kendimden, kendimden, okuldaki masamdan, eskiyen tişörtlerimden, yediğimden tat alamamaktan, facebook-tan, kendimi anlatamamaktan, bi bok anlatamamaktan, insanları sevmemekten, önyargılarımdan, saçımın duruşundan, kafamın yuvarlıklığından, yavaş yürüyünce ayaklarımın dışa bakmasından, ön dişlerimden, kırmızı ve kırmızıya benzer ojelerimden, dizi ve filmlerdeki yalnız ama kaliteli karakterlerle bir gram benzerliğim olmamasından, birden ağlamaya başlamaktan, ağlayınca dudağımın sarkmasından, bi şeyler yazabildiğimi sanmaktan, neye mutlu olacağımı bilmemekten, hatırlamaktan, hatırlayamamaktan, kendimi bu kadar çok kötülemekten, birinin 'ama kendine haksızlık ediyosun canım' demesini beklemekten, sonra da ona inanmamaktan, şüpheyi marifet sanmaktan, neyle yetinmem gerektiği konusunda bi fikrim olmamasından, telefona gelen reklam mesajlarından, birini yolda görünce selam vermekten, yolda sevdiğim insanları görememekten, gittikçe mantıksız bi şekilde hassaslaşmaktan, midemin bulanmasından, tüm bunları dile getirmekten, uyuyamamaktan, bi espirinin bayatlamasından, kendimden, bu ilçedeki kendimden, tüm bunlardan yine bahsetmekten, biraz da kendimden bahsetmekten, evet evet işte bunlardan çok yorulmaktan, çok yorulmamı da dünyanın en büyük derdi sanmaktan.

allaşkına tut elimden.
geçen gün bi arkadaşımla oturduk, bana açıldı:

"ulan farfaris nere bongultak nere! hamakta yatıyodum ben dün, çarşaf gibi denizde ayaklarımı şipletiyodum. en sevdiğim kitabı ikinci kez okuyup başka alemlere zerk oluyo, en sevdiğim diziyi tekrar izleyip kahkahalara boğuluyodum. bu farfaris'in 25-30 km ötesinde bi kamp var işte, ora anamlar çadır kuruyo, memur tatili ayağına. ben o cırcır böceklerinin, çam ağaçlarının gurbanı olam. gece 11 gibi çadırın kenarından pıtırı pıtırı geçen kirpiyi koynumda besleyem. oldum olası vega bölgesine bayılmışımdır zaten. yer isimlerini ses benzerliğini dikkate alarak değiştirmeyi komikçi yazarlardan öğrendim, iyi yapmış mıyım? neyse derken bahtıkara'ya geldim. otobüs yolculuğum fena değildi. 11 saatti de bahtıkara'daki sevdiceğimi çok sevdiğimden 11 saat vız gelir zorit gider. öyle de oldu. çok özlemişim, ona da dedim. çok özlemişim, dedim. duydu mu bilmiyom incisözlük okuyodu. neyse ben bahtıkara'dan dün akşam bongultak'a doğru yola çıktım. evim iki haftadır kapalı olduğu için, kapıyı açınca evim iki hafta kapalı kalmış kapalı kalmış olarak koktu. pencereyi açtım. msn'e girdim. bi arkadaşım laf attı, onun da penceresini açtım. onun espirilerine ve kendiminkilerine sesli sesli güldüm. kafadan beraberce bi' şeyler kurduk. hadi ben yatayım, yarın iş kisvesi altında last.fm radyosu dinlemeye gidicem, dedim. hadi, dedi. uyudum."

arkadaşım bunları anlatınca, yüzüme bi tepki vereyim diye baktı ki bana da tepki vermek düşüyordu:

"zorit" dedim.
özet geçiyorum: tatil harika bi kavram, okkibbye.