dün gece komşu dede öldü. ben bugün çantamı alıp işe giderken o ölü olduğu için biraz utandım. çantamda ben öğretmen olduğumdan anlatacağım dersin kitabı varken, aynı zamanda sevgilimin aldığı okumaya kıyamadağım kitap vardı, ikisibirden. kalemler falan da tabii biraz olmalıydı, lazım oluyor.

sevgilimin aldığı kitabı okumaya kıyamamak saçma bi' davranıştır diye karar verip ve kitabı okumaya başladığımda, öğretmen olduğumdan anlatacağım dersin kitabın içindeki soruları çocuklara "bak burda bunu yapıcaz" diye zorla çözdürmüştüm bile çoktan, boşlukları doldurup cümleleri sıraya koydular ingilizce ingilizce. derken çıkabilirsiniz, dedim sonra. tüm bunlar kitabı okumaya kıyma şeysi başlamadan tam tamına önceydi.

neyse ben okuldan eve gelip de okumaya kıydığım kitapta sevdiğim cümlelerin altını çizerken komşu nine, komşu dedenin ölü olmasına alışmaya çalışıyordu yüz çizgileri içinde-yüz çizgileri içinde. komşu ninenin yerine koydum kendimi, in her shoes, işte ozaman biraz hayat arkadaşımı kaybetmiş kaybetmiş nasıl oturabilirim ben olsam sorusuyla beynimdi.

eve geldiydim ya hani, böyle ben eve gelince hayat hep hep devam ediyor sanıyorum fakat oysaki: resmen parçapinçik.

1 yorum:

naksinigar dedi ki...

bazen mesela sıradan sıradan dururken, çok sıkılırken; o sırada birilerine bir şeyler oluyor, birilerine kötü bir şeyler oluyor diye düşünüyorsun ya. ben de olabilirdim diye düşünüyorsun, ama olmuyorsun. zaten o kişi sen olduğunda bir şey düşünmüyorsun, ama o kişiyi hiç aklından çıkarmıyorsun. bir gün biz de olucaz o kişi; bi gün sen, bi gün ben, birileri düşünücek bizi, ah ne korkunç, ne korkunç, ya ben olsaydım?