sonra ben okula gittim, öğrenciler yoktu ama ben öğretmendim bu yüzden fakat çay içtim. kuşluk vakti memur çayı bi'nevi. herneyse, bi'kaç gün önce uçuş modunda gelmişti ya da ben bi'kaç gündür onun karbondioksitini kullandığım için çiçek olabildim. evet, yerli yersiz bağlaçlarımı inkar edeme.. shush! enjoy the silence.mp3
"pardon bakar mısınız acaba lütfen? nezaket ne tür bir bencillik olabilir? hadi biraz da bunun üzerine düşünelim, beraber ama. hazır ben yalnız düşünmekten yorulmuşken." dedi.

"çok paradokscusunuz bunu biliyor muydunuz hey bayım?!" dedim.
ismi tontiş idi. isminden tiksiniyordu ve yemediği kemiklerini toprağa gömüyordu. bir gün sahibi: "bazen düşünüyorum da hayat çok anlamsız geliyor, ben senin sahibinim ve sen benim içeri terliklerimi bile getirmiyorsun. so what?" dedi, bi de utanmadan dilini dudakları arasında sıkıştırıp tükürük saçarak olayı hafife alma efekti verdi: "frrrrpptchp".

sonra tontiş sahibine küstü, anlamsız olan tontişlik sanıyordu. ey tontiş, sahibini anlaman beklenmiyordu da bu öyküden 'biz insanlar olarak birbirimizi anlamaya çalışmalıyız çünkü bu fantastik bir şeydir from the source to the reciever ay bak veriler (datalar datalar) kaçıyor, kaçırma çünkü hepsi belli bir söz dizimi içinde anlamlı, syntax matters buddy.' ana fikrini çıkarırken, türkçemizi daha güzel kullanmayı öğreniceğime söz veremem.
bir insanın başı kendi başına ağrır. birlikte baş ağrınmaz. all alone yani. hah! ingilizce biliyoruz iyi ki, çok şükür.