işte o akşam bisküviyi çaya bandı çocuk. yumuşadı bisküvi, tam düşecekti ki yakalayabildi son anda da yedi. çikolata kadar cazip değildi, napsın. hayatı acaba şu çayla ıslanmış bisküviyi halının üzerine düşürmeden yakalamaya benzetsem mi ki diye düşündü. belli ki eğer okursa schopenhauer'dan etkileneceğini bilmiyordu henüz. çayı bisküviye banan bir çocuk için neler de düşünebiliyordu öyle hem. bak, çocuk yine düşündü lan. şöyle ki:

'biz sıradan insanlar üzerine yazılan yazılarla insanların kompleks düşüncelerini ifade etmeye çalışmasından hiç hoşlanmıyorum doğrusu.'

hey çocuk, düşünebiliyordu!

kompleks yerine karmaşık dese daha iyiydi ama. daha iyileri de çok iyi sayabilirdi gerçi. daha, dahA, daHA ve DAHA diye haykırabilirdi. pepsi reklamının sloganı aklına gelince haykırmak falan ucuz edebiyat gibi geldi, vazgeçti.

çocuk bisküvi, banmak, çay ve halıya aldırmadı. farkındalık testlerini geçtikten sonra aldırmamayı başarabilmenin bir erdem olup olamayacağını sorguladı. bunun işe yarar bir şey olabilmesi için diğerlerinin onun farkındalık testlerini geçip de aldırmamayı başarabildiğini anlaması gerekiyordu. hadi anladılar diyelim önemseyecekler miydi bakalım? diğerlerine de aldırmamaya karar verdi.

halıya odaklandı, desenleri vardı. mutsuzluğuna arka plan zikzaklar, dikdörtgenler, karolar falan. peh.

hey çocuk, üzülebiliyordu!

üzülmek için çok çocuktu oysa ki. üzerinden ifade edilmeye çalışılan düşüncelerin hiç de karmaşık olmadığına karar verdi. hayat memat işleri işte, dedi.

memat kelimesini komik bulurken yorgunluktan uyuyakaldı.

hey çocuk, kendi kendisinin trajik komedisiydi anca.

2 yorum:

meftun dedi ki...

"farkındalık testlerini geçtikten sonra aldırmamayı başarabilmenin bir erdem olup olamayacağını sorguladı. bunun işe yarar bir şey olabilmesi için diğerlerinin onun farkındalık testlerini geçip de aldırmamayı başarabildiğini anlaması gerekiyordu."

derin bir iç çektirdi tam da şu satırlar..
bu arada hep yaz e mi dileğim? :)

dilök dedi ki...

aklıma gelmeyen kelimeleri kime sorucam şimdi. ):