eskiden toplu taşıma araçlarına binip binip semt yardırıyordum. ver elini incirli, keçiören, incek. ver elini sincan. ver elini ivedik. evet, ankara'dan bildiriyorum. sonra bana bir aydınlanma geldi. hızlı yürümeyle öfkenin ters orantılı olduğunu düşünmeye başladım. işte bu yüzden vazgeçtim toplu taşıma araçlarından. bazen bahçeli'den kızılay'a, bazen cebeci'den kızılay'a, bazen kampüsün içinde yuvarlak çizerek yürüdüm. sinir stres bi' şey kalmıyordu valla, öyle gibiydi. fekat unuttuğum bi' nokta vardı. bi' yazarımızın da dediği gibi: "kendi manzarası kendine hüzün". salak kafam, hızlı yürüdükçe öfkenin azaldığını düşünedursun; zavallı yüreciğim de öfkesi oranında hızlı yüründüğünün farkında yorgun düşüyordu. eğer kafam salak olmasaydı, tüm bunlara hiç gerek kalmayacaktı. neyse efendim, küçük aptallıklar silsilesine bilinçli dahil olmanın sonucu eldeki sıfırla kalanlara hoşçakal demek varmış.

ucuz edebiyat cümleleriyle durumu özetledim, sevdin mi?

Hiç yorum yok: