bence zamanla dünyadaki sidik kokusu artacak.

pek de umrumda olacağını sanmıyorum aslında öyle bi' şey olursa. duyarlılığımı yitirdim naber. umut sarıkaya'nın "he-he de geç felsefeciliği" dediği şeyin hastasıyım. bir karikatüristin şu hayattaki absurd duruşluların ifade gücü olacağını tahmin etmezdim doğrusu, etmedim de zaten, kendiliğinden oldu her şey, benden bağımsız, yani benle alakası yok. neyse ne diyordum. he -he . bir sonraki aşama "sen öyle diyorsan öyledir abi" imiş, bu olgunluğa erişemem sanırım. çünkü biraz zor. bana şu daha iyi gibi geliyor:"sen öyle diyedur."

bu arada ben de işime bakarım. mezun olurum mesela, iyi bir yere ya da iyi bir hayata olmayabilir fakat giderim sonuçta. özlenen-ler tat katar belki o anki duruma ve de yaşayışa; sonrasında nelere alışmamış ki insanoğlu. diyeceğim şu ki: gitme ihtiyacı duyuyorum, tam vakti değil fakat; biraz daha var.

adım gibi emin olduğum atılmayacak adımlara biraz "napalım, idare edicez." derim. [bu cümleye italik-le hüzün kattım, olmuş mu?]

bir şey yoksa "neden yok?" demem, "yok." derim. duyarlılığını yitirmenin gerektirdiği bi' şey bu. böyle böyle soru işaretleri noktalara dönüşecek. tamam, hadi bakalım.

ha bi' de unutmadan biz buralarda ölü olasılıklara hayal diyoruz, daha sempatik oluyor. [bold-la gelen ciddiyet.]


ülkemizin sınavlarındaki garip mizah anlayışı, soruları göbekli amcalar mı hazırlıyor acaba diye meraklanmama sebep oluyor.