"öğrenciler, uyumun bir denetleme ve kabullenme olduğunu bilseler de, onun ilk aşamada bazı tatlar vermesine karşın, uzun erimde yaratıcısını yok edeceğini düşünmüyorlardı."

kütüphanenin kitabı olduğu için altını kurşun kalemle çizemedim bu cümlenin; ama şu çoğunluğun düzenine uyma, sosyal sorumluluklar falan meselesine değinip de içimi rahatlatan toptaş amca-nın bu ve bunun gibi tüm süper mantıklı cümlelerini aklıma stokladım, unutmamak istiyorum.

üç saate yakın kitap okumak, biraz kahve molası, fonda müzik uzun-upuzun zamandır yapmadığım bir aktivite bütünlüğü idi. sonra ben yine okuduğum kitabın yazarına özendim ve aklımdan şunları geçirdim:

the occupation of one's mind, mesela. şöyle ki: sevgili gizli özne; nesneye bakıyor, durumu görüyor, hissi yaşıyor ve senin daha önceden tüm bunlar için kurduğun cümleleri dolayısıyla seni hatırlıyor. bence iyi bi' şey bu. güzel bir mutluluk türü yani, daha ne olsun gibisinden.

not: aklımdan şunları geçirmek bir işime yaramadı.

bugün biri, arkadaşımla tepsilerimizi koyduktan sonra oturmaya hazırlandığımız masaya çarpıp çayımı dökünce "tııupss!" dedi, o öyle der demez dünyada bir ayı öldü. herhangi biri için bir ayının ölmüş gibi olması, yokluk durumunu yaratarak birliktelik durumuna ket vurar. böyle bir durumla karşılaşıldığında acilen 'kür tarifi veren doktorları takdir eden gün teyzesi' bulmak gerekir. gün teyzesine sorulur: "ben, sekteye uğradım. napmalıyım?". o da cevap verir hemen: "bol bol ceviz beyne mükemmel geliyormuş, ceviz tüket." o zaman teyzeye teşekkür edilerek kabuklu ceviz fiyatıyla, ceviz içi fiyatı karşılaştırılıp kabuğuna para veriyor muyum diye bir süre endişelenilir. fakat fazla kaygıya gerek yoktur; çünkü zaten eriklerin çıkmasına az kaldığı için her şey normale doğru ivme kazanmaktadır. ama beklenmedik bir durum olur. ivme kazanan şey, çok hızlanır hızlanır da hızlanır ve sonunda freni pat!-lar. durmayan şeyler insanı korkuttuğu için sinir ve stres meydana geldiğinden dolayından sebep insanoğlu paramesyumla telepatik bir ilişki kurar ve yönünü bilemez. yönünü bulmaya ve bilmeye çalışma süreçleri, insandan insana farklılık göstereceği için her birine bir yorum getirilemez artık canım. kendine göre bi' şeyler ayarlarlar artık herkesler. yani.
muhtemelen füme rengi fakat ne renk olduğu anlaşılmıyor. soluk siyah gibi, lacivert gibi, koyu gri gibi, biraz fazla bakınca koyu yeşil bile denilebilir yani. öyle bir esnekliği var ceketin renk konusunda, eskiliğine rağmen ya da -den dolayı. cekete uyum sağlarcasına içindeki adam da eskimeye yüz tutmuş. elleri çatlak, bıyıkları kirli ya da eski ne bileyim, yüzü ifadesize yakınca üzgün veya tam aksine üzgüne yakın bir ifadesizlik diye de şey edebiliriz. adam dışarda bi' yerde işte. yer demişken, toprak böyle bi' önceki gün yağmur yağdığı için nemli fakat çamur değil. basınca çöküyor biraz. adam, yavaşça ceketini çıkarıyor. parmaklarının ucuyla düşürecekmişçesine tutuyor. aaa o da ne öbür elinde şarap şişesi. ceketini düşürecekmiş gibi tutmasının sebebi, mırıldandığı şarkıya uyumlu olaraktan.. of aman işte anlatabildim sanırım. sallıyor ceketini lay lay lay. yok böyle bir adam lay lay lay olamaz. biraz daha nırı..nırı..nır. aslında. ciddivari. şarabından kocaman yudumlar alarak, şarkıyı mırıldanarak nırı nırı nır, bi de nemli toprağa beceriksizce bastıkça içine çöker gibi oluyor fakat bu sorun değil sadece öyle oluyor, pıt pıt pıt adım akıcılığı yok. ama o şarkısını mırıldanıyor ve şarabından koca koca yudumlar alıyor ya, bıyıkları şaraplanıyor hani. hey gidi hey, hayat zor be hacı. işte durum böyle öyle iken ben arasıra biri bana yardım etsin istiyorum, ne konuda ve nasıl bilmiyorum. içimde hisler doğuyor ve ölüyor. şarapçı amcaları anladığımı zannediyorum falan. toprağa basınca önceki gün yağmur yağmış da içine hafif çöküyormuş da beceriksiz adıml..salak. [hıh!]


bu reklam metin yazarlığına gönül verme isteğimle
ahooohahahahaahahahaoooy-un ifadesidir.

ikidebi' de reklam koyuyorlar diye hiç şikayet etmem, çılgıncasına izlerim reklamları. final sonrası boşluğumda youtube-dan hep pınar beyaz reklamlarını izledim ve çocuk:okyanus-un , fırat-ın ete kemiğe bürünmüş şekli olduğuna karar verdim.

şimdi bi' de saç dökülmesine karşı ilaç şeysi reklamı var. futbolcu kılığındaki sayın reklam oyuncusu, farazi mesleği ile saç dökülmesini bağdaştırmaya çalışırken elinde bir futbol topu tutuyor ve "defans oyuncusuyum, hayata karşı da defans derken saçım da dökülür benim lan ozaman bioxcin" falan gibisinden bi' şeyler geveliyor eleman. takım arkadaşlarına da tavsiye etmiş, artık hepsi saçlıymış. buğarada koç allianz da benim telefon melodimi çalmış, lağn! beatles benim lağn!

neyse işte ben bu futbolcu-bioxcin ilişkisini kurmayı becerebilen reklam senarist-i mi artık yazar-ı mı ne ise, ona bildiğin fesat oldum. reklam biter bitmez de başladım bıdı-bıdılamaya:

"kim yazıyo bunları ya. nasıl bu işe kavuşuluyo. böylü bi' kesim var hayatta. ne var lan ben de yazarım. mis gibi iş. bunlar da para kazanıyo, hem de çok. öğretmen ol, onca çocuğun beynine onca bilgiyi sokmaya çalış, bi' buçuk milyar maaş al. bunlar bi' paragraf yazıyo, parayı götürüyo. ben de yazarım lan. nasıl başvuruluyo bu işe. öyle deel mi anne, bunlar para kazanıyo yaü!"

bunları söylerken annemin sessiz-sakin ve de evcimen sense of humour-unu bi' anlık unutmuşum tabi; fekat annem, canım annecim:

" ben de orkestralarda kaşık çalanlara sinir oluyorum."



ortalama üç saate bir burnuma hijyenik okyanus suyu sıkıyorum. çok eğlenceli bir durum değil. sonra bazen oturma odasındaki kanepemden kalkıp içeri terliklerimi giyiyorum. mutfağa doğru emin adımlarla ilerleyip ablamın bim-den benim için aldığı kakaolu sütlerden birini lüpletiyorum. çilekli de almış; içmem ki, dedim. arkadaşların tavsiye ettiği müzikleri dinliyorum. bilmediğim bir kelime görmeyedurayım hemen google-dan aratıyorum ve god bless google, diyorum. tatilin bitmesine kaç gün kaldığını düşünüp to do list yapıyorum. saçlarımı kestirip boyamalıyım mesela. ateşim çıktıysa uyurken kabus görüyorum. biri bana beyinsel işkence yapıyor. beş-altı sayfalık bir metin verip sadece belli cümleleri okumama izin veriyor. saatlerce aynı cümleleri tekrarlıyorum. uyanınca mantık-a şükrediyorum. iyi ki varsın mantık, oh beh! diyorum. böyle ben kendimi kabullenmişim artık. yine de kendimi çiçek farz ediyorum, hamdolsun. buğarada nergis-e bayılıyorum. mis gibi.

aforizmacı olasım var.