zaman, biraz yavaşlasan: uf ne güzel olurdu!

aramızda çayı en çok seven arkadaşımız var bi' tane. demlik görünce o aklıma gelir. bize çay yapar. yine işte biz dersten geldik. çay içtik. kimilerimiz eksikti fakat gelmeleri yakındı. çay içip biraz evlilikten bahsettik. hayat arkadaşlığı gibi güzel bir yanı olan evliliği şimdilik komşunun halı desenini ezberlemek olarak gördüğümü söyledim. anneme de "evliliği, yanıbaşında bir tür adam bitmesi olarak görüyorum anne yaeöö" demiştim. bir arkadaşımın ikinci çocuğu olmuştu, lan biz beraber kara dutlarla suratımızı boyamıştık zamanında oysaki. uf kara dut olsa da yesek. neyse diyeceğim şu, lafı oraya getiricem sonra da başka bi yere: hala kırmızı dutlarla suratımı boyama isteği olmasına rağmen büyüme psikolojisiyle ancak böyle ağzımın kenarını biraz batırıp hehe..heh deyip en fazla oniki saniye sonra peçeteyle siliveririm, öyle bir devredeyim; yirmibir yaş şeysi galiba. bu lafın geleceği birinci yerdi. ikincisi şu ki, secondly, az önce bu aramızda çayı en çok seven arkadaşımız kapıyı tık tık tık çaldı. (yurt odası kapısı), sonra memleketinin bi' bakkaliyesinden aldığı leblebi tozunu elime tutuşturdu, mutluluğum dalga dalga yüreğimden dobalak suratıma taştı: gocaman gülümsedim.

4 yorum:

ttku dedi ki...

gozlerini de cipil cipil ettin mi, etmisindir etmisindir. seni afacan.

meftun dedi ki...

ben o arkadaşı tanıyorum :))
leblebi tozu harikaydı hakkaten ya ben bi dikişte bitirdim :D

dide dedi ki...

yüreğinden dalga dalga taşan mutluluğuna kurban :)

dilök dedi ki...

tutkum, ehe..heh ederken çipillerdir belki (:

özgem, ben yiyemedim.

dide-m, :*