hayatta bilindik yollardan yapmadığım ufak tefek şeyler var. ve kimse "orasını biz de biliyorduk zaten, bu böyle iyi, bu yüzden aferin sana" demiyor. denmemesinin normal ve benim salak bir soyut farklılık içinde olduğumu bile bile "diyiverseler ya işte manane mühü" diye buna üzülüyorum. bu ufak tefek şeyler minikliklerine bakmadan beynimi petek petek kaplıyor. kelimelere de dökülmesi bir zor ki anlatamam. evet anlatılmıyor zaten. anlatmaya karar veriyorum tam, aklımdan açıklamalı bir öykü bozuntusu yaratıyorum. uf, bu sefer de geçmişten bir sürü örnek. örnekleri bir kenara koymaya çalışıyorum, "siz burada duradurun zamanla anlatıcam sizi de" diye. fekat koyduğum kenar meğersem zaten doluymuş orada da başka açıklanacak şeyler ve onların örnekleri varmış, sanki evin içinde kaybolan ıvır zıvır. sonra kızıyorum bunlara ben: "manyak mısınız niye birikiyosunuz lan, dağılsanıza! sizin yüzünüzden okuduklarımı unutuyorum pis petek şeysi, ufak tefek miniklikler." hadi unuttum tamam, bi' yere bakar "hıığğ tamam hatırladım hatırladım" derim. daha zoru şu ki: hislerimin yüreğimden çıktıktan sonra beynimin peteğinden geçip de ben ne hissettiğimi idrak edene kadar....ama yazık be ama. yani.
do-do-re-do-fa-miiiğ
do-do-re-do-sol-faaağ
do-la-fa-mi-re-di-lek
lay-la-lay-la-to-me!

zaman, biraz yavaşlasan: uf ne güzel olurdu!

aramızda çayı en çok seven arkadaşımız var bi' tane. demlik görünce o aklıma gelir. bize çay yapar. yine işte biz dersten geldik. çay içtik. kimilerimiz eksikti fakat gelmeleri yakındı. çay içip biraz evlilikten bahsettik. hayat arkadaşlığı gibi güzel bir yanı olan evliliği şimdilik komşunun halı desenini ezberlemek olarak gördüğümü söyledim. anneme de "evliliği, yanıbaşında bir tür adam bitmesi olarak görüyorum anne yaeöö" demiştim. bir arkadaşımın ikinci çocuğu olmuştu, lan biz beraber kara dutlarla suratımızı boyamıştık zamanında oysaki. uf kara dut olsa da yesek. neyse diyeceğim şu, lafı oraya getiricem sonra da başka bi yere: hala kırmızı dutlarla suratımı boyama isteği olmasına rağmen büyüme psikolojisiyle ancak böyle ağzımın kenarını biraz batırıp hehe..heh deyip en fazla oniki saniye sonra peçeteyle siliveririm, öyle bir devredeyim; yirmibir yaş şeysi galiba. bu lafın geleceği birinci yerdi. ikincisi şu ki, secondly, az önce bu aramızda çayı en çok seven arkadaşımız kapıyı tık tık tık çaldı. (yurt odası kapısı), sonra memleketinin bi' bakkaliyesinden aldığı leblebi tozunu elime tutuşturdu, mutluluğum dalga dalga yüreğimden dobalak suratıma taştı: gocaman gülümsedim.
1. aşağıdaki metnin anlam bütünlüğünü bozmayacak şekilde devamını getirerek "öykün neydi bu arada?" veya ve benzeri bir şekilde sorana lütfen anlatınız. (anlaşırsanız ne ala, 100 puan)


hakkında bilgi vermek istemiyor, o zaman asla fikir belirtmez. eğer fikir belirtmiyorsa, düşüncelerini giysi olarak görmekte yani konuştukça mahrem hissedecek anlıyor musun? anlamanı çok isterdi. hem de anlayan biri olsun bencilliği ile değil de beni sen anlasaydın keşkesiyle. çünkü düşününce hani mesela teknolojik dükkanın camının arkasındaki düz ekran televizyonda bir görüntü dönüyor, ay tam izlerken kapanıverdi, ayna oldu o zaman ya, pek fena değildi o yansıyan görüntü de. iki kişi falan, kol kola. iyi şeyler bunlar. hıh, ne diyordum hakkında bilgi vermek istemiyor o yüzden nasılsın iyiyim ya günüm iyi geçti nokta. ama düşüncenin sadece düşünce olduğunu hissederse, çünkü düşünce giysi değildir, yani bunu hissedebilirse [burada sesleniyor; duy sesimi hey gibisinden] anlatacakları var öykü kisvesi altında. başlığı ne olsun? şu:
aslında apartmanlara çok benziyoruz..

...








*
good luck baby.

genel mesela:
[pata pata pata] goş, [pat] yetişince dur.
hayat budur.

özel mesela:
hayat yani patapata-pat süreci bi' de şeydir yau
bi' arkadaşın karecam borcamda tonbalıklı salata yaparken,
diğerini eşorfman altını giyip metro çıkışında karşılamaya gitmektir.

not mesela:
hey beatles, seni de seviyorum.