ingilizce öğretmeni olamazsam, öğrenci zili çalsa bile illaki susmak için öğretmen ziline kadar çığrışan çocukları yerine oturtmaya çalışan nöbetçi hoca olucam (fake job). emin adımlarla çığlıkların yükseldiği sınıfa ilerlicem, çocukları çiçek konumuna getirdikten sonra kendimce uydurduğum şeyler [daha profesyonel bir ifadeyle: insanlararası ilişkilerin bireylerde yarattığı psikolojik durumların adlandırılması] üzerine (müdüre falan) çaktırmadan ahkam kesicem. öğretmen ziline kadar. ortalama beş dakikam var. ellerimi belimde kavuşturucam. hani yakın mesafeleri (camiden eve, evden komşuya) yavaş yavaş kat'eden göbekli amcalar gibi. belki sakin tavırlarla bir tebeşir alır, az sonraki futbol maçına taktik veren teknik direktör gibi tahtaya çeşitli geometrik şekiller, oklar, x-ler, O-lar çizer ve hayata çalım atabilecekleri olası haller sunarım. 'aman ha' derim. 'dikkatli olun da hayat size çalım atmasın' derim. bir de 'heh..heh' .(tebeşiri koy ve çık artık yoksa bıyığın çıkacak.)
sizin de zamanı geri almak istediğiniz anlar olmuyor mu? şaka. eğer yazıya böyle başlarsam müneccim.com, burçlar,ruh ikizi, duygu nehri, sevgi bahçesi.. di mi böyle şeyler bunlar. burcum oğlak. iyi bi' şeydir inşallah. gece on ikide saati geri aldığınızda sadece saati değil günü de geri almış alıyorsunuz. dün öyle yaptık, ölmedik.

kütpanemizdeki kırmızı koltukların bağımlısıyım. son zamanlarda iyice arttı. uyumaya gidiyorum. elimde değil. dersten çıkıyorum. n'apmalıyım? DINK! (ampül efekti). kütpane! oturuyorum kırmızı koltuğa. her gün giydiğim tutkumdan bana yadigar goca kahverengi hırkayı çıkarıyorum. açıyorum kitabımı. ortalama on sayfa okuyorum. sonra yavaşça kitabı ve gözlüğümü sehpaya koyuyorum. bu-aralar-yumuşatıcı-kokulu hırkayı üstüme örtüyorum. kıvrılıyorum koltuğa. uyuyorum. rüyamda kitabın devamını yazıyorum biraz. planlı bi' şey değil bu. salyam akacak diye korkuyorum. arada hüümmppf içime çekiyorum tükürüğümü. tedbirliyimdir aynı zamanda. böylece iki saat falan geçiyor. uyanıyorum. hımmpff diyorum. yavaşça hırkamı giyiyorum. kitabı çantaya koyuyorum. kütpanenin merdivenlerinden inerken, kazağımla işte veya bluzumla falan camlarını sildiğim gözlüğümü takıyorum. ee normalmiş. normal tabii. kütpaneden çıkıp diğer günlük aktiviteler. haftanın günlerinin o çarkıfelek yuvarlağına yazıldığını düşün. böyle tıkırıdı tıkırıdı tıkırıdı tırk! atı-atıveriyor. cuma-da durabilir aslında. mis gibi gün.
uzun-upuzun zamandır istediğimi yazamıyorum. yoo başından beri. kafamdan bi' yazı kuruyorum. sonra o, yazdıkça başka yöne gidiyor.bazen bol bol klişeler, basit anlatım düzeni falan. bi' bakıyorum çok farklı son.beklemediğimden bi' tane. hani bu sonu da ben koydum ya oraya, onun için hemen şu tavrı takınıyorum: "zaten biliyordum böyle olacağını."

sonra ismimi düşünüyorum. hangi insanların nasıl seslendiğini şöyle bi' kafamdan geçiriyorum. ismimin sonuna küçültme eki getirmeden iyelik eki getiriverenleri ayrı bi' seviyorum. bu getirmeyenleri sevmiyorum demek değil.

derken şehirler. güzel ya. hani o en işlek caddeleri falan. bi' burası var zaten. bu da hükümet konağı. mesela. ara ara uğrarım naçizane şehirlerimize. ha bi' de otobüsün tekerlerinin ritmi hep o kulağındaki müziğe uyuyor değil mi? klip bile çekilir. ön koltuğa odaklan. dıp.dıp.dıp. muavine. dıp.dıp.dıp. karşıdan gelen araba ışıklarına. dıp.dıp.dıp. ellerine. dıp.dıp.dıp. yol çizgilerine.
oluyo, dene bi'.
gogol, burnumu al.
-bu his bilinir.
HOCA: "öhöhö..öhö..dekart...öhö..fırk...dekart..hüüğp (çay)...geçen ders..höö..we looked into that sabcekt..."

[kızıl meç. balyaj. ket bot. basmafistan salaş etek. sen tamamsın. gayet kartezyen. ön sıra. tam beklediğim gibi. bu çocuk ne zaman uzattı bu saşları vay anam. üç yıl başka bölümde okusa, hayatın anlamı lan felsefeye geçmeliyim falan derken bu üçüncü sınıf dersi-altı yıl, öss-de istediği bölüm olmayınca tercih yapmaz bunlar.(kötüleme değil) evet tamam. makul süre. biraz şarkı söyleyelim. çünkü iç sesim süperdir. dün akşam yolda gördüm seni yıllardan sonraaa..(tekrar)..dün akşam yolda gördüm seni yıllardan sonraa..bir yabancı gibiydin dönüp bakmadın banaaa..(tekrar)..bir yabancı gibiydin dönüp bakmadın banaaa...(geçişe dikkat)..onu gördüm karşımda..mavi mavi masmavii gözleri boncuk..ahahahah çok yaratıcıyımdır. renedeskartes..ahah-bızt. derse dön. tamam.]




küçükken düşünüp karar verdim ve beynimde diğer şeylere yer kalmıyacak diye telefon numarası ezberlemeyi bıraktım. diğer şeyleri önem sırasına göre listeleyemeyip gittikçe laçkalaşıyorum. bence bu.
kainat-dünya-ülke-il-ilçe.stop. bir ilçede.. insanlık-millet-topluluk-aile-çift-birey.stop. bir birey. neymiş? bir ilçede bir birey düşün. birey, ilçede bayram dolayısıyla kurulmuş lunaparka herhangi bir sebep ve hem de şu sebep ya dolayısıyla gidiyor. bakıyor şimdi etrafa. çok gözlemci. gondol. "allah belanı versin" şarkı sözleriyle sola, "allah seni kahretsin" şarkı sözleriyle ise sağa sallanıyor. bazen de "hayaaaaat" ile sola", "beni neden yoruyosuuğn" ile sağa. mesajı aldı okur. bu birey düşünüyor ki (1)bu isyanla (2)o sürtünme kuvveti bir birleşir de gondolu sallandıran o dairesel hareketi düzlemsel harekete çeviren sistemi ya da bilmiyorum başka bi' sistemdir belkiyi pıttırır mazallah ve o gondol ayı yoginin gemisi gibi iki saniyeliğine uçar da sonra yer çekimi kuvveti, derken bilindik son. dönmedolabı gördün haberlerde.


birey, çok kurgusal fekat gondol bildiğin-normalce sallanıyor. demek ki neymiş? birey, pır pır pır dönen elma kurdu adamıymış. balerinde kusar; asansörde 'bip gibi alarm gibi bişey koyun lan ne zaman inip çıkcağı belli olsun' diye bağırarak üç buçuk atar; crazy dance-te kollar döndükçe, ki süreklidir bu, gafayı oturduğu koltuğa çarpar; kamikazeyi sadece seyredermiş. pır pır pır dönen salıncaklar da var böyle dönüyor sadece işte onlara artık sığamadığını, dev gibi olduğunu görünce üzülürmüş. üç-beş yaş civarı çocukların tosuncuk yanaklarında baş dönmesiyle birleşen bir korku belirence hohaahahahaahah-mış." geh şurdaki bank gölgeye denk gelmiş, ahanda şu teyzeler de yöneliyor, onlar gapmadan biz oturalım."mış.