başımı ranzaya vurmayacağım. dank! başımı ranzaya bi' daha vurmayacağım. DANK! gafamı vurma..DANK! çok bireysel sıkıntılı.bunu hiç sevmiyorum. yani şunu: iş yaşanılan sıradan olayı, işte ne bileyim günlük aktiviteyi komik bir bakış açısıyla anlatmakla bitmiyor. hayata pozitif bakıyorum. hadi lan ordan. gülümseyenli fotoğraflar sadece gülümseyenli fotoğraflardır. bildiğin karamsarım, somurtkanım, sıkıcıyım. ve kendime sinirliyim. yani hayatta rahatsızım. ne gibi? şöyle ki dolusuyla ‘gibi’ sıralayabilirim. çünkü bizzat bir ‘gibi’yim. çorapla ıslak zemine basmak gibi, laptopa çay dökmek gibi, yavaşça kapatmak istediğin kapının tam karşıdaki açık pencerenin yarattığı cereyanla gümlemesi gibi, otobüsle on saatlik yolculukta koridor tarafındaki koltuğa oturmak gibi, yiyeceği yere düşürmek gibi..

hayatta rahatsızım. canım sıkıldı, “ee yapçak bişi bulamıyorum çünküm” değil. mesela dört kıtalık bi’ şiir düşün. başlığı “bir sonbaharda geldi hüzün” olsun. ilk kıtada birinci dize -dığında diye bitiyor. ikinci ve üçüncü dize de böyle. kusursuz redif. ve dördüncü dize başlıkla aynı. “bir sonbaharda geldi hüzün”. sıkıntıyı hissettin mi?

BİR SONBAHARDA GELDİ HÜZÜN

…-dığında

…-dığında

…-dığında

bir sonbaharda geldi hüzün.

–dığında, -dığında, -dığında sıkıntılı sürecini geçireceksin yani bu kaçınılmaz. biraz daha bireyselleştireyim. long distance relationship yaşayan kızların koridordaki sesleri bol ş-li aşkımlı, günaydın-günaydın, sınav nerde biliyo musun canım, hocam bakar mısın, cuma akşamları televizyondaki beyaz şova beyaz şova fırlatılan kız kahkahaları, ego var mı yok maalesef, sabah erken kalkmaca uyursam tabii..bunlar yani.. herkes biliyor bunları. sonuç ne: bir sonbaharda geldi hüzün. bireyselleştireyim evet büyük zevk benim için. mis gibi deterjan kokulu nevresimler huzur vermeye çalışırken uyuyamamaktan başının minoset içmeyi gerektirecek şekilde ağrıması, ağrı şiddetinin du’ bi’ duş alayım geçer belki seviyesine erişirken günün ağarması..

hepimize yeni eğitim-öğretim yılı hayırlı olsun. derslerden bahsetmiyeceğim bile.kantin poğaçası tadı, hocanın enerjik good morning-li sesi, diğer enerjik öğrenciler, uzun saç duruşları, yavaş yavaş soğumaya başlayan sabah 7-8 civarı kokusu. ı-ıh sevmiyorum.

4 yorum:

Hass dedi ki...

içinde ranzaya kafa çarpma efekti bulunan, 'sabah 7-8 civarı kokusu' gibi tanımlar içeren bi yazının höytsüz kalmasına gönlüm razı olmaz!

dilök dedi ki...

sevgili hass,

ortalama yirmi kişilik bir sayısal sınıfında sevdiğin sevmediğin sınıf arkadaşlarını ve hocalarını böyle parlak parlak gözlerle çeşitli düşünceler içinde gözlemlediğini; uzun süredir kullandığın silgiyi veya yeşil faber kalemini kaybedince üzülebilecek bir öğrenci olduğunu tahmin ediyor-seni buradan blogger kardeşim ilan ediyorum.

içten sevgiler. ((:

dide dedi ki...

hayatta ben de rahatsızım çünkü her sabah pijamadan sonra giyilen kıyafetlerime diş macunu damlatıyorum. çiti çiti yapıyorum. çıkmıyor. bazen ipanayı ariel bile çıkaramıyor zaten.
hem öyle redifli olan şiirlerin bi adı vardı. neydi?

dilök dedi ki...

klasik şiir mi bilemedim ki! yaşlanıyorum artık. çitijel vardı bi de. pijamayla diş fırçalanabilir bak. :*