her şey güzelmiş gibi değil ya allahtan çirkine sempatim vardı da yine çok amatörce flüt, derken sabah erken uyanıp ders programına uygun hareket etme süper kararından sonra haplarını iç, burna fısfıs sprey babında ve yuppi erken uyanabilme yetisi. amin.
" Canım insanlar! Sonunda bana, bunu da yaptınız."

Şu hayatta, içten içe sevdiğim tek yazara çene çukurum benziyor diye sevinebilecek bir insan olduğuma tam karar vermişken, tekrar ve tekar bunu düşünmüşken; toplumda çeşitli görev dağılımından nasibini almayı nasıl olup da başarabildiklerine inanamadığım ketum insanlar beni üzüyor..

'Ketum' uygun sıfat değil. Bulunca yazarım.

tiribünlere.. tdk kontrol.. tribünlere oynayanları sevmiyorum, halka açık yerlerde etrafa güncel espri tükürenleri mesela. hırkalı ve sakin insanları seyrediyorum. ellerindeki poşete bakıyorum ve hayat içinde izlediği patikayı bulmaya çalışıyorum. bi' arkadaşım hep sarı kodak poşeti taşıyordu mesela. hayatta güzel bi' patika bence. dost kitabevi poşetli insanlar var biraz. markalı poşet, eczane poşetleri ve dahası.. dilek, poşet izlemeyi bırak! hayatta kimse poşet izlemiyor çünkü. tamam. poşetleri bırakalım. biraz liselilere bakalım. liseli emo var. bi' benzeri öğrencim olabilir ve ben saçlarını 'adam gibi' kestirmesini isteyebilirim. ben lisede top goşturup, fenerbahçeli yastığımda uyuyup, bi de berkin'le "bu derste tavla mı pis yedili mi lan" karar vermecesi yapıyordum. zarları, tavla tahtasında ses çıkarmasın diye kağıda atardık-çok akıllıydık. şimdiki liseliler çok rocker be emmoğlu. bırak bu rock'n'roll-u ve liselileri dilek! tamam. kahvehanelere bakalım biraz. uv! keskin bakışlı amcalar ve tespikler, bakmayalım çok. biraz daha yürüyelim. tabela okuyarak gidelim artık, çokinsan var-kafa karıştırmasın. minibüse binelim. "bi kişi alır mısınız?" diyelim ve avucumuzda hazırladığımız bi'buçuk lirayı uzatalım. evet. avucunda para hazırlayan bi' karakterim. diğer küçük streslerimi saymam.
maraz-a minoset.
şimdi biz kumuz ama deniz-kara çizgisi var ya değişken hah işte oralardaki kum. uzaktan pıttanak başlayan sabit bi' çizgi gibi gözüküyor. mesela sakar geçidi'nden bak aşşağı doğru gökova'ya. deniz-çizgi-kara. uzaktan sabit. in sakar'dan aşşağı git gökova sahiline. gördün mü o kuma yazı yazılmaz işte.dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor, hatçemi görenler anam sevdalanıyor çünkü orası. suya yazı yazmaya uğraşmam ama gözbebeklerimle adımı yazdım havaya bi'kaç kere. başka konu. konumuza dönelim. alışıyoruz, bozuyorlar. alışıyoruz, bozuyorlar. neymiş efendim bunun şeysi yani anladığımız şu ki:dalga dalga dalgalanmayalım. alıştık ama yav/be/lan bozmayalım. hele hele, birbirlerinden yavaş yavaş soğuyan insanlardan olmayalım.

başımı ranzaya vurmayacağım. dank! başımı ranzaya bi' daha vurmayacağım. DANK! gafamı vurma..DANK! çok bireysel sıkıntılı.bunu hiç sevmiyorum. yani şunu: iş yaşanılan sıradan olayı, işte ne bileyim günlük aktiviteyi komik bir bakış açısıyla anlatmakla bitmiyor. hayata pozitif bakıyorum. hadi lan ordan. gülümseyenli fotoğraflar sadece gülümseyenli fotoğraflardır. bildiğin karamsarım, somurtkanım, sıkıcıyım. ve kendime sinirliyim. yani hayatta rahatsızım. ne gibi? şöyle ki dolusuyla ‘gibi’ sıralayabilirim. çünkü bizzat bir ‘gibi’yim. çorapla ıslak zemine basmak gibi, laptopa çay dökmek gibi, yavaşça kapatmak istediğin kapının tam karşıdaki açık pencerenin yarattığı cereyanla gümlemesi gibi, otobüsle on saatlik yolculukta koridor tarafındaki koltuğa oturmak gibi, yiyeceği yere düşürmek gibi..

hayatta rahatsızım. canım sıkıldı, “ee yapçak bişi bulamıyorum çünküm” değil. mesela dört kıtalık bi’ şiir düşün. başlığı “bir sonbaharda geldi hüzün” olsun. ilk kıtada birinci dize -dığında diye bitiyor. ikinci ve üçüncü dize de böyle. kusursuz redif. ve dördüncü dize başlıkla aynı. “bir sonbaharda geldi hüzün”. sıkıntıyı hissettin mi?

BİR SONBAHARDA GELDİ HÜZÜN

…-dığında

…-dığında

…-dığında

bir sonbaharda geldi hüzün.

–dığında, -dığında, -dığında sıkıntılı sürecini geçireceksin yani bu kaçınılmaz. biraz daha bireyselleştireyim. long distance relationship yaşayan kızların koridordaki sesleri bol ş-li aşkımlı, günaydın-günaydın, sınav nerde biliyo musun canım, hocam bakar mısın, cuma akşamları televizyondaki beyaz şova beyaz şova fırlatılan kız kahkahaları, ego var mı yok maalesef, sabah erken kalkmaca uyursam tabii..bunlar yani.. herkes biliyor bunları. sonuç ne: bir sonbaharda geldi hüzün. bireyselleştireyim evet büyük zevk benim için. mis gibi deterjan kokulu nevresimler huzur vermeye çalışırken uyuyamamaktan başının minoset içmeyi gerektirecek şekilde ağrıması, ağrı şiddetinin du’ bi’ duş alayım geçer belki seviyesine erişirken günün ağarması..

hepimize yeni eğitim-öğretim yılı hayırlı olsun. derslerden bahsetmiyeceğim bile.kantin poğaçası tadı, hocanın enerjik good morning-li sesi, diğer enerjik öğrenciler, uzun saç duruşları, yavaş yavaş soğumaya başlayan sabah 7-8 civarı kokusu. ı-ıh sevmiyorum.

sahne 1:

numune öğrenci : anneeaaa ben ödevimi yapıcam.
numune anne : a-u. sen ödev yapar mıydın? noldu sana!?
numune öğrenci : yapmazdım ama ingilizce ödevimi yapıciğim. çünkü yeni ingilizce öğretmenimizi çok seviyorum.
numune anne : hemi de ingilizce.. şaşkınlıklar içerisindeyim.


sahne 2:

(zil çalar.)

sınıf başkanı : arkadaşlar haydi tenefüsümüs bitti ve de ingilizce dersimiz başlıyor. yerlerimizi alalım. biricik öğretmenimizin kırmızı pilot kalemiyle yapılmış ödevlerimizin sonuna konduracağı "pekiyi olmuş aferin" imzalarına hepimiz hazırız zannediyorum. haydi bakalım. defterlerimizi açalım, çiçek olalım ve sessizce öğretmenimizi bekleyelim.

tüm öğrenciler, sınıf başkanı dışında: elbette!

sahne 3:

okul müdürü : istisnasız tüm öğrencilerin bu öğretmeni sevmesinde bi' iş var. bit yeniği misali. ama ben bu işi çözücem. nihahahaha! hademe, hademeee gazoz getir!

sahne 4:

ilçe milli eğitim müdürü : size gerçekten teşekkür etmek istiyorum müdürüm. yani siz olmasanız biz bu öğretmenin sırrını hayatta çözemezdik. yani tüm veliler memnun, tüm öğrenciler harikulade davranıyor. hemi de ingilizce. şaşkınlıklar içerisinde idim. neyse ki her şey normal artık. pis insan.

sahne 5:

okul müdürü : yakalayın şu dileköğretmeni.. meğersem ingilizceyi okunduğu gibi yazdırıyormuş. seni çakma! hademe, hademeeee dut golundan şunun da azledelim. öğrenciler de manyak. ne zevk alıyorlarsa 'if ay hed elatof mani, ay vuld bay e hauz.' ee noldu şimdi!? manyaklar!

hademe : duttum.

ingilizce öğretmeni : aym nat dileköğretmen. AAAYM..AYM dilököğretmen. hahahahha!


her gün sabah yedi oluyor. uyuyana kadar yani. mesela dün sabah altıkırkta alpaçino bağırıyordu odamın turuncu duvarlarına duvarlarına. akşam dörtte uyandım. mutfakta tıkırdayan anneme "anneeee mımmpf napıyoğsun?" dedim. "tüh kızım sen düzelmiycek misin ki?" dedi. "meehh" dedim. iftara tarhana çorbası yapmış. mis.


eylül ayını bu şekilde geçiriyorum. seneye bu sıralar gri-kahverengi-siyah kumaş pantolanlar giymek istemiyorum. neyse ben evin odalarını gezerken iftar oluyor. çadır tatilinden döndüğümden beri hiç kitap okumuyorum. akşam sekiz civarı türk kahvesi içiyorum mesela. böyle bi tat-rahatlığı yok başka, karar verdim. sonra günün dizisi başlıyor. fahriye'yi de özcan kaptı, bihter'i beren oynuyormuş lo, vay kıvanç tatlıtuğ, anam bu ne ffff burak sağyaşar derken diziler bitiyor. sonra bazen balkonda mizah dergisi okuyorum. masa var şimdi balkonda. üzerinde de böyle koyu yeşil kareli masa örtüsü. onun üstünde de annem biber kurutuyor sinide. ipe de dizdik.




işte yani yiğit özgür-le evlenme geyikleri, gençliğin çoğu gibi uğur gürsoy'un fırat'ına hayranlık, arkadaşlarla karikatürleri tekrar anlatıp hohahahaha gülmece, alpay erdem sempatisi falan hepsi var bende. o bu değil de cidden yani umut sarıkaya acilen türk edebiyatı'na dahil edilmeli. hatas cetveli, hakan plastik su tasını, otistik tavuklu saati bilen adam güzel adamdır çünkü. mis gibidir yahu.
bugün ebeveyne sesimi yükselttim. kendimi sevmedim.