bazen gözlüklerimin camı çok kirleniyor sonra göremediğimden değil virgülyadanoktalıvirgül bi' anlık bi üzüntüyle neden gözlerim bozuk kafam da mı bozuk gibi ve benzeri bi' düşünceyle yani aşağı yukarı bu tam olarak nasıl ben bile bilemiyorum geliyorgeçiveriyor çok hızlı.

paragrafbaşıçünkü işte ben üzülünce gözlüklerimin camlarını siliyorum gözlük suyuyla "zeki optik"ten aldığımız babamın bi' tanıdığı ailecek gözlüklüyüz de okuma gözlüğü hipermetrop miyop ve de astiğmat.

gözlüklerimi silince ben alışana kadar bi' parlaklık oluyo dünya daha bi' parlak güzel mi tam anlamıyorum güzel de olabilir ama parlak nasıl kirleniyor anlamıyorum tişörtümün eteğiyle siliyorum özel gözlük bezim yok ondan yarına kirlenir uyuyunca çıkarıp koyuyorum ya toz toplar heralde nokta
giydim terlikleri. parmakarası değil. inadına iki bantlı. ana yoldan değil, mahalle aralarından dolaşa dolaşa, terliklerimi yere sürte sürte bim'e gittim. terliklerimi yere sürttükçe, mahallenin huzuru bana geçti. bim'in kapısı çift ya. birini açıyorsun. diğerini de açmaya çalışırken ilk açtığını kapatmaya çalışıyorsun. öyle artık napalım. neyse girdim ben. klimanın verdiği rahatlıkla iki elimi arkada kavuşturdum. bim'in "nokia yılan oyunu seviye 2" labirent sistemine sahip reyonvari rafların arasında yavaş adımlarla dolaştım. ayran aldım. kasaya parayı ödedim. ben marketlere de "hayırlı işler" diyorum. ağız alışkanlığı. dikkatimi toplayabilirsem "iyi günler" diyorum. ne mutlu bana. ee çıktım ben. poşeti koluma geçirdim, dizime çarpa çarpa eve geldim. bu kadar. daha ne olacağıdı?! görüşürüz.
'çirkin olduğum için aynaya bakmazsam; güzelim.'
dedi de ah muhsin ünlü bir oh çektim. oh.
...
ege bölgesinin, bağlı olduğu ili söylemeden kendini tanıtmaya çalışan ve de genelde bu çabasında başarılı olan, genel nüfus bakımından kalabalık bir ilçesinde yaşıyorum. duvarlar üstüme üstüme geliyor. öyle şey olmaz. öyleymiş gibi oluyor. karpuz ve gazozla yaşıyorum. son iki durumun sebebi: sıcaklık. asfaltta yumurta pişirirlerdi eski muhabirler, şimdikiler kendi pişiyor. gazoz tercihi ise tamamen kişiliğimden kaynaklanan bir düz-lüktür. demekki duvarların üste üste gelmesi hissi ailede de varki bir süre "bezden tatil" yaptık geldik. ben hamakta sallandım. gülümseyerek okuduğum kitapların sayısı az. yavaş okurum çünkü ondan az. oğuz atay'a gülümserim. o da öldü, derim. hamakta fazla sallandığım için "sallanan koltuk" hayali türettim. kitap okumak için. muhtemelen yavaş. gerçek bir öğrenci olarak büyük olasılıkla son yaz tatilimi yaşadığımı öğrenenler sordular: "mezun olunca napçaksın?". ileriyi görmekte başarısız olduğum için tüm ihtimalleri sıraladım. birgün tüm cesaretimi toplayıp asıl niyetimi herkese açıklıyacağım: "kiralık evime sallanan koltuk alacağım." kiralık evime gelmesi muhtemel üç-beş arkadaşıma nasıl-yemek-yapacağım-lo-stresine aylar öncesinden kapılmış durumdayım. teflon tava alacağım bi de. çapımca az-çok edindiğim müzik zevkimi stokladığım bilgisayar bozulunca, kendimi omuzçevirmelik türk pop müziğine teslim ettim. hepsine değil. tüm bunlarla zamanımı olabildiğince düz, çoğunluğa göre hatta galiba cidden sıkıcı bir şekilde geçirirken, geçenlerde bir arkadaşım "ben seni tanıdım." dedi. içimden teşekkür ettim.

sosyal mesaj veriyorum: saçtan süpürge olmaz.