bi arkadaş hayal ediyorum: gerçeğe çok yakın.
işte bu arkadaş, üç-beş millonluk bir şehirde yaşıyor. gittiği bi' kursta, diğer katılımcıları çok gomik buluyor. kırık kestane şekerine bayılıyor. allahım ya, 'elektrikler gitmiş gibi' yapıp mum yakarak şarap içiyor. bir gülüyor : süt gibi, nergis gibi maşallah.
fikir atölyesi başlatmış, ordan oky ve derken gözen aaa beni sobelemiş. yazmayı görev biliriz-ki zaten çok eğlenceli:

konu 1: işte bunlar, bakalım kaç tanesi gerçek olacak:

-herhangi bir konu hakkında tam süper bilgiye sahip olup giriş, gelişme, sonuç şeklinde anlatabilmek
-çok pis hazır cevap olabilmek
-önyargılarımdan arınmak
-meslek sahibi olup olgun insan davranışlarına sahip olabilmek
-lizbon'da şöyle bir dolaşmak
-kapadokya'da balona binmek
-güzel şeyler yazabilmek
-fransızca konuşabilmek


konu 2: yapmayı neden beklediğimi bilmediklerim:

-lens kullanabilmek
-kitap okurken bölüm sonlarına kaç sayfa kalmış diye ikide bir bakmak
-araba plakalarını gözlemlemek, derken markaları
-imla hatası bulup gıcık olmak
-yürüyen merdivenlerle iletişim kurmak. nasıl yani? heheh.
-"iç gevezelik"

konu 3: bir daha dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa...fantazi ya işte

-zengin ve güzel bir kadın olmak. (simplicity brings happiness, vouaav.)

sobelenenler:

bence pekkellesuat. biraz sinirli. insan çatmaya korkuyor. "naber la?" demeden önce bir düşünüyor. o yüzden hep "nbr?" diyorum. evet, pckellezoid

bi de cihangir var. klavye almak istiyor. sobelenmeyince yazmıyor. sobeleyince yazıyor mu? kim bu kim bu kimkiduk? evet, semin

hah murat. post-modernizm diyor, arslanbenzer diyor, onur ünlü diyor. ben de diyorum savaş ay'ın sesi iyice gitmiş? bence nç nç nç diyip kafasını şöle yana çeviriyor. ne diyo bu gibisinden, ne yani gibisinden. "sobelicem seni" dedim. "ıyyy" dedi. tiksindi mi ne? evet, beyaz mantolu adam
kafamdaki nancy karakteri şu anda msn arkadaş listemde onlayn. nikini "yüz kere titretttim insan bi bakar yani zahmet edip"; kişisel iletisini de "duy sesimi söyleyemem ben deridimi aaaaaaaaaa!!!!!!" yapan bi insanoğlu.

ve şu anda dünyaya karşı tüm sinirimi bu gızdan çıkarabilirim. fiske, aristotle, rousseau, malthus, wallece, wagner, plato, ve freud çağdaş toplum üzerine çok konuşmuşlar, gereğinden fazla. haklarında okuma zorunluluğum, bu "sınavı çalıştın mı, hangi sorular çıkcakmış?" diye sorupduran gıza karşı öfkemi arttırıyor. ne yaptığınızı gördünüz mü şimdi, hıı?

yarın dört buçukta çok sakin olucam ve kendimi sevicem.
belki gıza "slm. nbr" yazıp sonuna da zıplayan bi' soru işareti koyup msn'den selam çakarım, uzlaşırız. (enter)
"i wanna go to dubai" by daniel stratcey
ACT 2

scene 3

nancy: ( öfkeli bir şekilde) neden buna katlanmak zorundayım? mademki bu şekilde devam
edecek; neden bana biraz olsun yardım etmiyorsun, ha?

steve: ( yavaşça pencereye doğru ilerler, dışarıyı değil de pencereyi izlemeye başlar) şu anda yavaşça pencereye doğru ilerlemekteyim ve her normal insan gibi dışarıyı değil de pencereyi izlemem benim gayet kompleks bir karakter olduğumu gösterir. ayrıca iki dünya savaşı ve bir sivil savaş atlatmış bir toplumun çocuğu olarak benden sağlıklı bir birey olmamı bekleyemezsin, değil mi? orta sınıf bir ailenin çocuğuyum. zaten protestan-katolik meseleler almış başını götürüyor. sıradan görünümüm altında, yani benim içimde fırtınalar kopuyor. adeta bir hamlet'im. amcam katil değil. az çok fransızca biliyorum. rien à faire. j'ai fait mon devoir. (penceredeki yansımasına takılır)penceredeki yansımama takıldım. bu özgüvenden çok bir tür kendini beğenmişlik. soruna cevap vermedim farkındayım. bu da seni önemsemediğimi gösterir ama yüzeysel baktığında. aslında duygularını göstermeyi beceremeyen bir zavallı da olabilirim. ama sen yüzeysel bak. ben steve, evet ben steve tam bir bencilim. nancy git başımdan.
...
-bir şairin ölüm şekli neden seni bu kadar ilgilendiriyor?

evet, bu benim ilgimi anlama merakı sebebiyle sorduğu bir soru değil; daha çok ilgimin gereksizliğini vurgulamaya çalıştığı bir cümle. şimdi eski güzel günleri düşünme zamanıdır.
"tünelleri insanlar için yaptık.
yokuşlardan lahzada insinler,
yokuşları anı vahitte çıksınlar diye."
sait faik.


-bozacı, simit ve ben gayet seyyardık.
çay gibi şarkılar vardı,
külden adam olmazdı,
biraz üzüldük.