ben küçükken, yani sütçü kamyonunun evimizin önünden geçeceği zamanı bilip de sadece ona el sallamak için kapının önüne çıktığım ve tanrıyı bir gezegen sandığım zamanlarda, bu soruyu bilirsen sana lokumlu bisküvi verip 2.sınıfa atlatıcam diyen adama inanmıştım. soruyu bildim, sınıf atlamadım.müsamerelerde baş rol aldım; blok flüt korosuna orgla eşlik ettim. beş yaşına kadar falan yine az buz sevimliydim. sonra gittikçe çirkin bi çocuk oldum.

en saçma huyum, aklıma gelmez. gereken anda ne yapılması, ne söylenmesi gerektiği aklıma gelmez. sonra gelir. bazen gelirse çok şaşırırım.büyüyünce hazırcevap olucam olmadı alıcam bi tane.

aşk dediğin cümle tamamlamaktır. ben anlamam.
"..net göremiyorum.. söyleyemiyorum..bence başka biri var..la la la.." başkaları ve daha daha başkaları var. gavur diliyle "others". çok "lost" izleyen var. deli gibi. haftasonu 9 bölüm arka arkaya.çok kez "previously on lost" söz öbeğini duyuyorlar.duymak istemeyenler biraz ileri alıyor.çok heyecanlı. 9 x 40' =360' hımm o da eşittir 6 saat. haftasonu ne yaptın? "lost" izledim. aferin. genelde süreçlerin içeriği merak edilir; ama kimse bunun devamını duymak istemez. "sakın sonunu söyleme".oğlum var ya birisi prison break'in üzerine tez hazırlıyormuş. kaç dakika etti? 2'..başka nelerden konuşabiliriz..hıh..facebook..ilkokul aşkını bulanlar var. tebrik ediyoruz burdan..yeni sürümüyle daha çok ilkokul arkadaşı bulabileceksiniz..off 3 boyutlu application-lar..piyuuu..teknoloji çok makintoş. cepa var ankara'da. ankamall gibi..armada gibi..solaryum anne gördük geçen, şaşırdık biraz. çok acayip başkaları var hayatta. ne diyordum. evet bunu demeliydim: "ne diyordum." artık post-modern yazılarda akış kaybedilir gibi yapılıp tekrar kalınan yerden devam ediliyor. son cümle bozuk mu oldu?bence anlaşılıyor.tamam. hmm şey gibi bu. aa ööö dondurmacının "neli?" sorusundan sonra "şulu-al-ver-para-teşekkürler-hayırlı işler" akışını, dondurma koyma sopasına yapışık külahı kaçırması gibi bişey. çok acayip durumlar var. hah işte cepa'da (eğlenceli oldu mu lan neyse oku bakalım) suyu geometrik camların üzerinden akıtmışlar. nasıl yani? şöyle: dikdörtgen cam- su akıyor. ne hissi verilmeye çalışılmış anlamadım, yağmur öyle yağmaz çünkü. ama bana bu cam-su enstalasyonu tasarımcının zenginlikten beyazlamış beyaz tenine uygun açık renkli kaşkolunu düşündürtmedi değil..öylece çıkıp gitmek istedim, ama düşünmüştüm artık. çok geçti. artık kendi atkımla onunkini kıyaslama aşamasından kaçmam mümkün değildi? dızııppp. "zarar yok, yaşasaydın da beni yerin dibine batırsaydın.bin kere esir alsaydın beni, selim! öyle durma hiç konuşmadan.ağır bir söz söyle; utandır beni. söyle de ki: bin tane kitap okumak gerek." dızııpp. zamanında kurşun kalemle altını çizmiştim.ya yaa. hıı? benim atkım mı? ben ördüm. ilmikleri geniş, sinüzite pek iyi gelmedi o yüzden. "rüzgar esti üstüme üstüme oouuu". çok kişisel şeyler bunlar. yazıya siyaset karışssın istemedim. şarkılı falan çünkü..bi de tırt.
arkadaşları düşüncelerinin yanağından geçtiğini söylediğinden beri duygularını hemen belli etmemeye kararlı. hani şu içi dışı bir tipinden. ve herkes gibi, bilmediği şeyler var. hem güzel hem zeki insanların, tam da tanrı'nın tüm vasıfları eşit dağıtmaya karar verdiğinde; bazı cengaverlerin önce davranıp kararlı bir açgözlülükle vasıf sömürdüğünü, çoğunluk olmamalarına rağmen yine de tükenmez nesil yaratabildiklerini düsündüğü kolay çürütülebilir bir hipotez var aklında. hatasız kul olmaz deyip kendini sevmeye çalışıyor. hayattaki en büyük kaybı beyhude hayalleri. vasıf sömürücülerden biri olmaktan tutun da çift katlı otobüsten karavan yapmaya kadar...

bunu da düşündü, düşünmedi değil. ama malasef işine yaramadı.

bu kadar gereksiz düşünmesinin tek nedeni büyük olasılıkla gerekli düşünmenin varlığına inanmaması. küçük bir olasılıkla da gerekli düşüncelerin acı veriyor olması. of be kişilik analizine bak. yeterli zamanımız olsa birsürü -izm'den bahsedebilirdim ama yok. geç kaldık.

üçüncü tekil sahıslar üzerine yazıp da kendini ifade etmeye çalışan tek akıllı ben değilim. yok hayır kendini ifade etmek, yalnızlık, anlamsızlık, -lik'ler ve -mek'lerden zaten gereğinden fazla bahsedildi.

her muhabbette ülkeyi kurtaran babalarımız, bizi hiç anlamayan annelerimiz ve de bazen kavga etsek de çok sevdigimiz kardeşlerimiz var. kendimizi de her hayal kırıklığı sonucunda haklı çıkarmayı harikulade başarıyoruz. ironi keşfedildiğinden beri, biz çok süperiz.

o, biz, ben, hey sen.. genel sorulara "iyi" diye cevap verdiğimi biliyor muydun?

tiyatro beni geriyor, hayır sıkmıyor. "sadece oyuncuların ayağının kayıp düşmesinden korkma" gibi bir çeşit fobim var.

şimdi gitmek zorundayım. böyle demem ben normalde. hoşça kal.
hobbes nediyodu hobbes? insan insanın kurdudur..hıhı, tamam. zamanında avrupa'da düello yasaklandı. neden? çünkü çok fazla insan ölüyodu. 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1,bum. vah yazık biri öldü, üzülme biri kaldı.çerkez ethem'in gözardi edilemeyecek şımarıklıklarına ne demeli? peki dilek, şu anki durumunu bir cümlede özetler misin? peki, ingilizce cevap verebilir miyim? ver bakalım. "stream of consciousness is not my intellectual.". ahaha, aferin. devlet bir canavar. bildiğin ejderha. yeppa. henri peki sen naptın? sekizinciydin sanırım. şeyinin derdine kilise kurdun. hocam bence bu anlattıklarınız finalde çıkmaz. rien à faire. soylular ve hulk. gidelim mi? hadi gidelim. (kımıldamazlar) italik'le durumu ne kadar anlatabilirsin ki? pelin bence normal olalım. ölü taklidi yapmayalım mesela. yeap. yiuğp. şey var bi de ya sartre. adının sertr sessizlerden ibaret olduğuna bakma güzel adamdır. sartre nediyodu sartre? asıl cehennem ötekidir..hıhı, tamam. şimdi fransızcasını hatırlamıyorum. franz ferdinand, take me out! raga oktay. bi çocuk var en önde oturup dersle ilgileniyor, özeniyorum. nö,nö. ay dont egri vit yu. bıt samtaymz aeeöö..ehu. aşk eski bir yalan adem'le havva'dan kalan. my broken heart is like newton's unremembered apple.
dilek ' 22 ekim 15:21
hey nuri yine felsefe yaptığını sanıyorsun. aklına geleni söylüyorsun. diyorsun ki:

"karışık çerez tabağından sırasıyla kavrulmuş mısır, fındık, fıstık ve son olarak da kabak çekirdeğini seçerim. sarı leblebiler öyle g.t gibi kalır tabakta. “pencerenin perdesini havalandıran rüzgar..” şarkısını söylerken aklıma pencerenin pervazı gelir hep. pervaz kız ismi gibi, oysa benim sevgilim yok. bence aşk, sevdiğin için karışık çerez tabağından çerez seçme sırasını sarı leblebiden başlatabilmektir. "

olmadı nuri. leb diyen hiç olmadı.

"hayat; bazen küçük illerimizin belediye gazozları gibi tatlı, bazen de sabah uyanınca ağızda kalan bira tadı gibi böyle acımtırak, acayip bi şeydir. yırtık converse trenddir, yırtık adidas eskimiştir. birinin trajedisi, diğerinin komedisidir. ben bu hayatı dakikası dakikasına yaşarken komşumun izleyip başka komşulara anlatması dedikodudur. nedir yani?"

nuri gafan gereksiz şeylere çalışıyor! sorguladığını zannediyorsun oysa bakkala gidiyorsun.

"soyutu somuta indirgerim. mesela soyut deyince aklıma soyulmuş portakal gelir. bi portakalın soyanı ve yiyeni farklıysa, çok güzel bi şeydir bence bu. müthiştir yani. stratejiye kafam basmaz. "

ahh nuri bazen kalbin çalışıyor. santranç bilmezsin ama tüm mahalleli de bilir zaten tavlada iyi zar atarsın..


merhaba, ben dilek.
şey..."hayatını yeni tanıştığı birine bir saatte özetleyiveren biri" bana "ee hadi biraz da sen anlat" deyince, aklıma hiçbir şey gelmez. oysa ben cam çokokrem kavanozlarını su bardağı olarak kullanmayı çok severim.

bir arkadaşım var; hayatının en berbat anlarında benim hayattaki durumumu düşünüp moral bulduğunu söylüyor; severim onu yine de. o da, hangi espiriye gülüp gülmeyeceğimi tahmin edemediği için beni biraz gizemli bulur. deniz kenarında göktaşı yağmuru izlemeye bayılırım. ablamın öksürük sesi sabah ezanına karıştığında o kadar da yalnız olmadığımı düşünüp rahatlar ve nihayet uykuya dalabilirim.

" based on a true story" diye belirtilmeyen hollywood romantik-komedilerinden, "ikinci rastlaşmalar"ı ya da "pardon, ben sizi hep bu saatte burada görüyorum. hayatının geri kalan kısmını merak ediyorum" diyen birini beklememe neden olduğu için nefret ederim. polisiye dizilerin dublaj yüzünden monotonlaşmasına sinirim bozulur.benim için çekmeceleri açmak kolay, karıştırmak eğlenceli, kapatmak zordur. reklamları izlemekten zevk alırım.

kanepe benim için bir yaşam biçimidir. yazları ailemle beraber çadır kampına giderim. çadırı babamla beraber kurarız. kamptaki amcalarla muhabbet ederim; teyzelerle şakşukadan, patlıcan közlemesinden falan bahsederiz. evde perde takma, mutfak dolaplarının daha üst katlarındaki tencerelere uzanma ve de kendi odamı temizleme işleri bana aittir.

çoğu, zamanında aldığımız bir koli nobel ödüllü kitaptan oluşan bir kitaplığım var odada, kitapların önündeki boş alanlara salak biblolar yerleştirdim. yazın geceleri uyumak, aşırı sıcak olduğu için, işkence gelir. bu yüzden klimayla uyumak lüks, vantilatörle uyuymak benim için bir zevktir. fazla tokam, takım yoktur; üç-beş tane. genelde yemek seçmem, ama kaymağı hiç sevmem.

bana göre insanlığın en yaratıcı icatları tv dizileri, termos, salçalı ekmek, örgü, börek, aşk ve de altın günleridir. windows live messenger en büyük paranoya nedenimdir. diğer ulusların çingene müziğine bayılırım.sıkıcı film izlemeyi, rus edebiyatını severim. belgeselleri nadiren izlerim.

yürüyüş yollarından çok sıkılırım, çünkü bence yürümek bir yerden bir gidiş bir dönüş için iki kere geçmekten ibarettir; dört- beş saçma gelir. ağzımda bira tadıyla uyanmak günümün kötü geçmesine neden olur.

favori filmlerim çingeneler zamanı, kelebek etkisi ve de yeniden sev beni'dir. favori kitaplarım tutunamayanlar, piç, kara kitap'tır. favori şarkılarım hadi yine iyisin, when I'm sixty four ve marco polo'dur. favori yaşam yerlerim öğrenci yurdu,marmaris çubucak kampı ve nazilli'dir. favori markalarım duralex, adidas ve de hakan plastiktir- üçer tane yazarsam.

yukarda bahsettiğim arkadaşlardan biri hariç insanları hayattaki amaçlarımı anlatarak sıkmamaya özen gösteririm, o bana katlanıyor da. mızıkayla jingle bells ve daha dün annemizin.., yan flütle kül vakti ve buruk acı, bağlamayla işte gidiyorum çalmayı bilirim.

yalnızken kahkaha atarak gülemem. arabada bir şey okurken midem bulanır. otobüste cam kenarı, minibüste açılabilen cam kenarı, kendi arabamızda ön koltukların arası vazgeçilmezlerimdendir. ingiliz edebiyatı bence ilginçtir. kelimelere fazla takıldığım için bazen cümle kurmakta zorlanırım. heyecanlanınca konuşmam.

sarı ışık ve tahta tavan birleşimi hüzün verir, bu yüzden beyaz ışığı tercih ederim. bir arkadaşım var, eski grundig televizyonlardan, yün çoraplardan, dantellerin sehpa üzerinde oluşturduğu toz desenlerinden falan bahseder güleriz. yoğurt kaplarını yıkamaktan hiç hoşlanmam. ayran bence felsefiktir, ayrana indirgenmiş bir yaşam biçimi daha mutludur.

şu evrende kapladığımız yer yani hacmimiz, yer çekimi, ivme bizim yalnızlığımızdır-böyle düşünmek için sebeplerim var- şöyle ki: kimse bir başkasının açısından dünyayı izleyemez, hepimizin ayakları yere bir başka dokunur ve de ivme, derecesi göreceli olan kuvvetten doğar. yemek yapamamak işime gelir.

susayınca evde varsa kola içerim, ballı sütle dinlenirim. tatlı dediğin kakaolu olur.

törpünün tırnağa, demirin bir başka demire, sinir stres yapan insanın havaya sürtme sesleri beni gerer. öperken yanakta tükürük bırakmayı ve bırakanı sevmem. burnumla gözlük taşırım, gözümün içine bazı tıbbi nedenlerden dolayı lens koymam.

insanları yürüyüşünden tanırım. nezle olduğumda belim tutulur, beni bütün insanlık yalnız bırakmış gibi gelir, üzülürüm. yaşlanınca ellerimin nasıl kırışacağını merak ederim.boğazlı kazak bence insanı yavaş yavaş fark ettirmeden boğmak için icat edilmiştir.

denize tekneden atlayamam, bir metre ve yukarısından aşağı bakınca başım döner.lunaparktaki çoğu alete binemem.

mutlu olunca şımarırım, karnım acıkınca suskunlaşırım, mutsuz olunca yanaklarım ağrır, genelde gülümserim, hızlı yürürüm, insanları ilk edindiğim izlenime göre tüm önyargımı kullanarak severim ya da sevmem. kitap baş kahramanlarına kafayı takarım. zézé, küçük prens, zazie mahalle arkadaşlarım gibidir.

ve son olarak, genellediğim hiçbir şey doğru çıkmaz; bu da dahil olmak üzere ( bi de böyle bir şey var. )